top of page

Tünel: Saplantının, Belirsizliğin ve Bir Zihnin Karanlık Dehlizleri


Bazı kitaplar bittiğinde hikâyesi akılda kalır, bazılarıysa insanın zihninde düşünmeye devam eder. Tünel benim için ikinci türden bir kitaptı. Okurken sadece olayları değil, bir insanın zihninin giderek nasıl karanlıklaştığını, düşüncelerinin içinde nasıl sıkıştığını hissettim. Kitap boyunca bazen Pablo Castel’i anlamaya çalıştım, bazen ona öfkelendim, bazen de onun zihninin yoruculuğu beni bile gerdi. Ve kitap bittiğinde geriye net cevaplardan çok belirsizlikler kaldı.


Ressam Pablo Castel, romanın en başında Maria’yı öldürdüğünü söylüyor. Bu yüzden kitap boyunca “olacak mı?” sorusundan çok “nasıl bu noktaya geldi?” sorusu zihnimdeydi. Ve bu durum bende kitabı okurken gerilimi azaltmak yerine daha da artırdı. Çünkü okurken yaklaşan bir felaket hissi sürekli vardı.


Pablo Castel’in Maria’ya duyduğu şeyin gerçekten aşk mı yoksa anlaşılma hissine duyduğu bağımlılık mı olduğu konusunda sürekli düşündüm. Bir sergide yalnızca bir tabloya bakış üzerinden bir insanla bu kadar güçlü bir bağ kurması bana başından beri normal gelmedi. Sanki Maria’yı olduğu gibi değil, zihninde yarattığı bir anlam olarak seviyordu.

Castel’in en büyük problemi bana göre belirsizliğe tahammül edememesiydi. Sürekli olarak:

  • Maria ne hissediyor?

  • Gerçekten seviyor mu?

  • Bir şey mi gizliyor?

  • Sadık mı?

gibi düşünceler içinde sıkışıyordu. Ve bu düşünceler zamanla bir sevgi biçiminden çok kontrol etme isteğine dönüşüyordu.

Ama burada Maria’nın da tamamen masum bir karakter olduğunu düşünemedim. Çünkü Maria da oldukça belirsiz bir karakterdi. Bazen yakınlaşıyor, bazen uzaklaşıyor, tam anlamıyla netleşmiyor. Castel’in psikolojik olarak sağlıklı biri olmadığını fark ediyor gibi görünmesine rağmen ilişkiyi tamamen bitirmemesi, onda oluşan saplantıyı daha da büyütüyor gibiydi.


Roman boyunca Maria ile Hunter arasında gerçekten nasıl bir ilişki olduğu, Maria’nın evliliğinin gerçekte nasıl olduğu, neden sürekli çiftliğe gidip geldiği gibi birçok soru zihnimde kaldı. Özellikle finalde Castel’in Maria’yı öldürdükten sonra kocasına gitmesi, Allende’nin intiharı gibi olaylar bende daha büyük bir boşluk hissi yarattı. Çünkü kitap sonunda net cevaplardan çok belirsizlikler bırakıyor. Ve belki de bunun nedeni, her şeyi yalnızca Castel’in gözünden okuyor olmamız. Bu yüzden bazen şunu düşündüm: Biz gerçekten olayları mı okuyoruz, yoksa bir zihnin olayları yorumlama biçimini mi?


Kitapta beni en çok rahatsız eden şeylerden biri ise Castel’in kadınlara yönelik tavrı oldu. Sadece Maria’ya değil, genel olarak kadınlara karşı küçümseyici, öfkeli ve aşağılayıcı bir dili vardı. Postanedeki kadın memura söylediği sözler, iş çıkışına kadar bekleyip ona hakaret etmek istemesi gibi sahneler beni oldukça rahatsız etti. Çünkü burada yalnızca kıskanç bir adam değil; öfkesini kontrol edemeyen, insanları aşağılamayı kendinde hak gören bir karakter vardı. Özellikle bu öfkeyi kadınlara yöneltmesi beni daha fazla rahatsız etti. Romanı okurken ister istemez yaşadığım coğrafyada kadın cinayetleri, kadınların iş hayatında uğradığı mobbing ve kadınlara yönelik baskılar aklıma geldi. Castel gibi karakterlerin yalnızca kurgu olmadığını düşündüm.


Buna rağmen Castel’in bazı gözlemlerine katıldığım yerler de oldu. Özellikle sanat çevrelerindeki yapaylık, kendini üstün görme hâli, bilgiç tavırlar ve burjuva kibriyle ilgili düşüncelerini yer yer gerçekçi buldum. Ama sorun şu ki Castel’in haklı olduğu noktalar bile zamanla öfke, kontrol arzusu ve aşağılamayla birleşerek çok daha karanlık bir yere dönüşüyor.


Roman boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de Castel’in zihninin yoruculuğu oldu. Sürekli analiz eden, her davranıştan anlam çıkaran, kuruntu üreten bir zihnin içinde olmak gerçekten boğucu hissettirdi. Hatta bazı anlarda onu okuyunca kendi zihinsel yorgunluğumu bile düşündüm.


Final ise beni en çok şaşırtan kısımlardan biri oldu. Bütün o düşünmeler, çırpınmalar, acı çekmeler sonunda Maria’yı çok kısa bir anda, soğukkanlı bir şekilde öldürmesi beni sarstı. Sanki roman boyunca zihninde büyüyen her şey sonunda tek bir eyleme dönüşmüş gibiydi. Sonuç olarak "Tünel" benim için bir aşk hikâyesinden çok, bir zihnin karanlığını okuma deneyimi oldu. Rahatlatan değil geren, cevap veren değil soru bırakan bir kitaptı.

Ve belki de bu yüzden etkisi hâlâ zihnimde devam ediyor, edecek de....





Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Yeniliklerden Haberdar Olun!

Teşekkür Ederiz!

Tüm Hakları Saklıdır © 2021 | HİLAL TAŞCI. İzinsiz paylaşmayınız. 

  • Beyaz Instagram Simge
  • X
  • Beyaz LinkedIn Simge
bottom of page