Babalar ve Oğullar: Kuşaklar, Fikirler ve Duygular

Bazı romanlar bittiğinde geriye yalnızca olaylar kalmıyor. Karakterlere duyduğumuz öfke, onlarda kendimizden bulduğumuz taraflar ve kabullenmek istemediğimiz sonlar da bizimle
kalıyor. Turgenyev’in Babalar ve Oğullar romanını bitirdiğimde benim için böyle oldu. Bazarov’a dair duygularım hâlâ karmakarışık. Ona kızdım, kimi sözlerine hak verdim, kimi davranışlarında kendimi gördüm. Ama sonunun böyle olmasını hiç istemedim.
Arkadi’nin hikâyesini beklerken Bazarov’u bulmak
Kitabın başlarında hikâyenin Arkadi, babası Nikolay ve amcası Pavel etrafında şekilleneceğini düşünmüştüm. Bazarov, Arkadi’nin yanında gelen arkadaşıydı; bu nedenle onu önce yan karakter olarak gördüm. Oysa sayfalar ilerledikçe romanın ağırlığının onun üzerine yerleştiğini hissettim. Arkadi’nin aile ortamına birlikte girmiştik ama kendimi giderek Bazarov’un hayata bakışını, insanlarla çatışmasını ve kendi içindeki çelişkileri takip ederken buldum.
Bu değişim ilk başta bana kitabın, başlığının işaret ettiği baba-oğul ilişkilerinden uzaklaştığını düşündürdü. Sonradan ise kuşak çatışmasının Bazarov’un ilişkileri üzerinden de sürdüğünü fark ettim. Pavel’le tartışmalarında, kendi anne babasına yaklaşımında ve aşkla karşılaştığında verdiği tepkilerde aynı soru başka biçimlerde karşıma çıkıyordu: İnsan, savunduğu düşünceleri yaşarken ne kadar sürdürebilir? Benim okumamda Bazarov böylece Arkadi’nin arkadaşından romanın merkezindeki kişiye dönüştü. Hikâyenin yönüyle ilgili beklentim değişirken ona duyduğum hisler de değişti.
İki kuşağın arasında kendimi bulmak
Romanın başlarında daha çok babalara yakın hissettim. Gençlerin kendilerinden bu kadar emin konuşmaları, büyüklerinin değer verdiklerini kolayca küçümsemeleri beni rahatsız etti. Fakat okudukça yalnızca eski kuşağın yanında duramadığımı fark ettim. Yer yer gençlere de hak verdim. Kendimi her iki kuşakta da buldum.
Arkadi’nin babasıyla ilişkisiyle Bazarov'un kendi anne babasına yaklaşımı birbirinden çok farklıydı. Bir tarafta yakınlığını korumaya çalışan bir baba ile kendi yolunu bulmaya çalışan oğlu vardı. Diğer tarafta oğullarının varlığından bile mutluluk duyan anne babayla, onların sevgisine aynı açıklıkla karşılık veremeyen bir genç…
Babaların eşleriyle ilişkileri, Nikolay’ın Feniçka’yla kurduğu hayat ve gençlerin aşka yaklaşımları da kuşak tartışmasını genişletiyordu. Bazen gelenekler yakınlığı zorlaştırıyor, bazen de yenilik adına söylenen sözler insanı incitiyordu. Yaşın tek başına anlayışlı olmayı sağlamadığını; genç olmanın da insanı bütün önyargılardan kurtarmadığını düşündüm.
Bazarov’un açık sözlülüğü ve kendine söyleyemedikleri
Romanın odağında giderek daha fazla hissettiğim Bazarov’un en çok rahatsız olduğum taraflarından biri, duyguları ve sanatı küçümsemesiydi. Bilimin değerini kabul etmekle insanın bütün deneyimini bilimsel açıklamalara indirgemek bana aynı şey gibi gelmiyor. Bir duygunun nasıl oluştuğunu bilmek, onu yaşamanın anlamını ortadan kaldırmıyor.
Buna karşılık, insanların karşısında düşüncelerini açıkça söylemesini ve onaylanmak için sözlerini değiştirmemesini zaman zaman takdir ettim. Ancak açık sözlülüğünün inciticiliğe dönüştüğü anlar da vardı. Her düşündüğünü söylemek, karşısındakini gerçekten gördüğü anlamına gelmiyordu.
Onun asıl çelişkisi ise başkalarına karşı bu kadar kesin konuşurken kendi duyguları karşısında zorlanmasıydı. Anna Sergeyevna'ya âşık olduğunda, küçümsediği bir duyguyu kendisi yaşamaya başladı. Ben bunu biraz da insanın kendini sandığı kadar tanımaması olarak okudum. Düşüncelerini seçebiliyor ama ne hissedeceğini aynı kesinlikle belirleyemiyordu.
Öfkesinde ve sertliğinde kendimden bir şeyler bulduğum da oldu. Bazen insan içindekini anlatamadığı için mesafe koyabiliyor. Bazarov’un kabalığının arkasında her zaman aynı neden olduğunu söyleyemem; fakat bazı anlarında, duygularını ifade etmekte zorlanan birinin savunmasını gördüm.
Feniçka sahnesi: Unutmak mı, kendine bir şey kanıtlamak mı?
Bazarov’un Feniçka’ya yaklaşması ve onu öpmesi beni şaşırttı. Anna Sergeyevna’yı unutmaya mı çalışıyordu? Yaşadığı aşkı geçici bir çekime indirgeyip yeniden kendi bildiği dünyaya dönmek mi istiyordu? Belki de kendisine hâlâ hiçbir duygunun etkisinde olmadığını kanıtlamaya çalışıyordu.
Bu sahneyi böyle yorumlamak mümkün geliyor bana; yine de bunun kesin bir açıklama olmadığını düşünüyorum. Üstelik Feniçka’nın geri çekilmesini ve rahatsızlığını göz ardı edemem. Bazarov’un yaşadığı hayal kırıklığı, başka birinin sınırını aşmasını haklı çıkarmıyor.
Dolayısıyla bu bölüm benim için yalnızca okuru şaşırtan bir olay değildi. Bazarov’u anlamanın, yaptığı her şeyi savunmak olmadığını da hatırlattı. Anna Sergeyevna'dan kaçmaya çalışmış olsa bile, kendinden uzaklaşamamıştı.
Anna Sergeyevna'ya neden kızdım?
Anna Sergeyevna’nın tutumu bende duygularla oynanmışlık hissi bıraktı. Bazarov'u kendisini açmaya teşvik ediyor gibiydi. Ancak itiraf geldiğinde geri çekildi. Okurken, onun da bir şeyler hissettiğini hatta itirafı kendisinin yapabileceğini bile düşündüm fakat daha sonra bu duygunun sorumluluğunu almak istemediğini düşündüm.
Elbette birinin ilgisini merak etmek, onu aynı ölçüde sevmek anlamına gelmeyebilir. Anna'nın Bazarov'u sevdiğini kesin olarak söyleyemem. Yine de aralarındaki yakınlığı teşvik etmesiyle sonrasındaki mesafesi arasındaki fark beni rahatsız etti.
Romanın sonunda yaptığı, aşktan çok akla ve uyuma dayanan evlilik de bu izlenimimi güçlendirdi. Bunu Bazarof’u sevdiğinin kanıtı saymıyorum; daha çok, belirsiz bir tutkudansa güvenli bir hayatı seçmesi olarak görüyorum. Onu anlamaya çalışsam da Bazarov’un incindiği yerde Anna’ya kızmaktan kendimi alamadım.
Bazarov'a yapılan haksız sonu kabul etmiyorum
Bazarov’un ölümünü beklemiyordum. Hataları vardı; ama bunların karşılığı ölüm olmalıymış gibi hissetmedim. Yaşamasını, değişmesini, kendisiyle biraz daha yüzleşmesini istedim. Özellikle anne ve babasının birbirlerine destek vererek ihtiyar halleriyle biricik oğullarının mezarına gelme sahnesi açıkçası beni yıktı diyebilirim.
Ölüm yaklaşırken Anna’yı yanında istemesi, bende onun duygularından kaçamadığı hissini daha da güçlendirdi. Bununla birlikte ölümünü yalnızca karşılıksız aşka bağlamak da doğru gelmiyor. Beni sarsan, henüz tamamlanmamış bir hayatın sona ermesiydi. Başlangıçta hikâyenin kenarında duracağını sandığım kişi, artık romanın bitmesini istemediğim hayatına dönüşmüştü.
Anne babasının acısıysa romanı yeniden başladığı yere, babalarla oğullar arasındaki bağa döndürdü. Fikir ayrılıklarının, gururun ve söylenemeyen sözlerin ardından geriye onların sevgisi kaldı.
Babalar ve Oğullar, benim için insan ruhunun çelişkilerle dolu olduğunu gösteren bir roman oldu. Bazarov’u bütünüyle sevemedim, bütünüyle haksız da bulamadım. Başta yan karakter sandığım, ardından düşüncelerine karşı çıktığım o insanı, sonunda kaybetmek istemedim. Arkadi ve ailesiyle başlayan okuma yolculuğumdan en çok Bazarov’u düşünerek ayrıldım.
Belki de kitaptan bana kalan en güçlü düşünce şu: İnsan, savunduğu fikirlerden daha fazlası. Ve bazen kendisi hakkında en kesin konuştuğu yerde, kendine en yabancı olan kişi.




Yorumlar