top of page

"Gülün Adı" Okuma Günlüğü: Polisiye Görünümlü Bir Felsefe ve Tarih Yolculuğu

Umberto Eco'nun Gülün Adı romanına başlarken klasik bir polisiye okuyacağımı düşünüyordum. İlk sayfalarda uzun mimari tasvirler, kilise betimlemeleri ve Latince ifadeler okuma hızımı ciddi şekilde düşürdü. Hatta bir süre kitabın ritmine alışamayacağımı düşündüm.


Kitapta ilerledikçe şunu fark ettim: Bu roman, okurunu acele etmeye değil, düşünmeye davet ediyor.

İlk zamanlarda en çok anlamını bilmediğim kavramlara takıldım. "Aedificium" ne demek? "Tinsel erk" nedir? Fraticelli kimdir? Katharosçular ve Valdocular neden önemlidir? Romanı anlamak için yalnızca olay örgüsünü değil, dönemin tarihini ve düşünce dünyasını da öğrenmek gerektiğini gördüm. Bir süre sonra asıl merak ettiğim şey katilin kim olduğu değil, karakterlerin neden böyle düşündüğü hâline geldi.


Polisiyeden Daha Fazlası...

Ortada çözümlenmesi gereken cinayetler var. Ancak cinayetler bana göre asıl meselenin kendisi değil; Eco'nun tarih, felsefe, din, bilgi ve iktidar üzerine kurduğu büyük tartışmanın taşıyıcısı. Bu nedenle kitabı tek cümleyle tanımlamam gerekirse şöyle derim:

Gülün Adı, polisiye görünümünün altında felsefe ve tarih anlatan bir romandır.


William Karakteri

Roman boyunca beni en çok etkileyen karakter William oldu. Neden mi?

  • Onun en önemli özelliği hazır cevaplar vermesi değil, sürekli soru sorması.

  • Bir iddia ortaya atıldığında hemen kabul etmiyor.

  • Önce kavramı tanımlıyor.

  • Sonra delili arıyor.

  • Ardından mantığını sorguluyor.

William'ın düşünme biçimi, sadece romanın cinayetlerini çözmek için değil; hakikati aramak için de kullandığı yöntem hâline geliyor.


Gerçek ve Özgürlük

Roman boyunca beni en çok etkileyen cümlelerden biri şuydu:

Gerçeğe tanıklık etmek için... Gerçek bizi özgür kılar.

Bu cümle bana göre romanın temel düşüncelerinden birini özetliyor.

William için önemli olan her tartışmayı kazanmak değil; doğru olduğuna inandığı şeyi dürüstçe savunabilmek.


Kilise, İktidar ve Yoksulluk

Romanın en dikkat çekici tartışmalarından biri İsa'nın yoksulluğu üzerine.

İlk okuduğumda bu tartışma bana gereksiz görünmüştü. Sonra şunu fark ettim:

Aslında mesele İsa'nın cebinde para olup olmaması, dünyevi zevkleri yaşayıp yaşamaması değil.

Asıl soru şu:

"Kilise nasıl yaşamalıdır?"

Bu tartışma, dinî olduğu kadar siyasî ve kurumsal bir tartışma. Roman aynı zamanda Orta Çağ Hristiyan dünyasının tek sesli olmadığını gösteriyor. Fransiskenler, Papalık, farklı tarikatlar ve sapkın ilan edilen gruplar arasındaki fikir ayrılıkları, dönemin ne kadar hareketli bir düşünce dünyasına sahip olduğunu ortaya koyuyor.


Tarihî Bağlamı Okumak

Romanı okurken beni rahatsız eden bazı ifadeler de oldu. Kur'an ve Müslüman düşünürler hakkında geçen küçümseyici ifadeler bunlardan bazılarıydı. Fakat bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerektiğini düşündüm. Roman, 14. yüzyıl Avrupa'sında yaşayan karakterlerin bakış açısını yansıtıyor. Bu nedenle karakterlerin söyledikleriyle yazarın görüşünü aynı şey olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu ayrımı yaptıktan sonra metni daha sağlıklı okuyabildiğimi hissettim.


Kadın Algısı

Romanın rahatsız edici bulduğum yönlerinden biri de Orta Çağ'daki kadın algısı oldu.

Kadınların çoğu zaman günah, ayartma ve cadılıkla ilişkilendirilmesi, dönemin zihniyetini göstermesi açısından önemli olsa da bugünün okuru için oldukça sarsıcı. Bu yönüyle roman sadece bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda tarih boyunca değişen toplumsal bakış açılarını da görünür kılıyor.


Sonuç

Bu roman bana bir şey öğrettiyse o da şu oldu:

İyi romanlar sadece "Sonunda ne oldu?" sorusunu sordurmaz.

Aynı zamanda:

  • Hakikat nedir?

  • Bilgi kimindir?

  • Güç nasıl korunur?

  • Bir düşüncenin doğruluğunu nasıl sınarız? vs.... soruları da düşündürür.


Bu kitap analizi, blogumdaki diğer değerlendirmelerden biraz farklı oldu. Çünkü bu kez yalnızca bitirdiğim bir kitabı değerlendirmek istemedim. Henüz okuma sürecim devam ederken, romanın bende bıraktığı düşünceleri, beni durup sorgulamaya iten noktaları ve okur olarak yaşadığım değişimi de kayda geçirmek istedim.


Şimdiden söyleyebilirim ki Umberto Eco, bana yalnızca bir hikâye anlatmadı; tarih, felsefe, inanç, bilgi ve hakikat üzerine uzun süre zihnimde kalacak sorular bıraktı.

Belki de iyi edebiyatın en önemli özelliği budur: Kitabı kapattığınızda sadece olayları değil, düşünme biçiminizi de değiştirmiş olması.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Yeniliklerden Haberdar Olun!

Teşekkür Ederiz!

Tüm Hakları Saklıdır © 2021 | HİLAL TAŞCI. İzinsiz paylaşmayınız. 

  • Beyaz Instagram Simge
  • X
  • Beyaz LinkedIn Simge
bottom of page